Bir güz sancısıdır çektiğim, kaypak gecelerde adını andığım. İki bilinmeyenli denklem değil, uçurumun kenarında durduğum. Ha düştüm ha düşeceğim.
Soruyorum?
Sol yanım hazan, sağ yanım fırtına ve sisli duman. Sofralar kuruldu. Kurtlar indi vadiye, yatmış pusuya kuzular.
İntiharını yaşıyorum sevdanın kara kara. Dayamış silahı alnına ya getirirsiniz! Yâda kıyarım canıma. Atmışım zırhımı, koşuyorum peşinde ha tuttum ha tutacağım. İçmek istiyorum ciğerlerim patlayıncaya kadar, uzun turlu koşuların ardından; Bir sigara ve bir de sen.
Sarıçiçek, bal arısı bir de kaya dibinden fışkıran soğuk bir kaynak. Asırlık dev bir çınar altı, hafif bir meltem ile salınan sarı saçların. Buğday tenli kara gözlü ve adına dimdik bir duruş dediğim gel.
Gündüzü, akşamı, gecesi yok bunun gel. Yunus misali, temiz kılmışım gönül evimi, saf etmişim saf etmişim benliğimi ve adına hak dediğim mücadelemi. Yıkmışım putlarını, devirmişim Ebu cehil ile Ebu leheb’leri.
Ah ulan Kara Şövalye ve adamları ah. Hepiniz bir oldunuz da yenemediniz şu Kara Murat’ı. Balyoz balyoz yedinizde kafalarınıza o gürz misali yumrukları. Yıldızları saydırdı size o canım tokatları. Oradan mı geliyor acaba “Osmanlı Tokatı” tanımlaması.
İnce bir çizgidir ömür dediğin. Değişmeyen kuralı, “iki kere iki dört” ise matematiğin; bir nefes alıp bir nefes vermekte, hayatın. Dik durup direnmekte anlamı olsa gerek hayatın.
Fizik, metafizik, kimya geç. Ne önemi var durmuşum kıyısında hayatın. Diplomam, kırmızı kurdelem, altı silindir iki yüz beygir. Almışım kâğıdı kalemi elime günü kurtarmak adına karalamışım ince ince. Ne bir sadet ne bir nükte. Müziğe uydurulmaya çalışılan bir güfte. Oynama şıkıdım şıkıdım kız hepsi senin mi, bas gaza aşkım bas gaza, o şimdi asker canı neler ister diye diye coşuyorsa milyonlar, varsın bilinmesin oy havar’ı Ahmet Arif’in, Emirgan da çay saati Attila İlhan’ın.
Dağ başını duman almış belki ama akmaz oldu gümüş dere. Güneş her zaman ufuktan doğar ama yürüyecek arkadaş nerede? Nerde dersen? Çekmiş altına altı silindir iki yüz beygiri almış gitmiş başı dumanlı dumanlı.
Bense sigara dumanından pus tutmuş kuytu bir köşesinde oturmuşum kahvenin. İçtiğim çay değil dibinde kalan demliğin yine de bağırıyor çaylar taze diye çaycı Rasim.
Gündüz bir âlem geceleri ise dopdolu hicran. Bitir artık sonu yok bu sözün kır kalemi yırt kâğıdı imzalanmadan ferman. Doğar belki yarın yeni bir gün. Belki yarın belki yarından da yakın.
