Kaç yıl yaşadım, hiç bilmiyorum.
Belki bin yıl, belki de yüz bin yıl.
Belki su gibi akıp gitmiş zaman,
belki sadece bir an yaşanmış gibi.
Her gün milyonlarca kez doğar,
her gün milyonlarca kez ölürüm.
Ve her gün milyonlarca kez
kendimi kendimden yaratırım.
Nereden gelir, nereye giderim?
Ne geçmişi belli ne de geleceği.
Anlatılır durur, sadece bir masal;
ne göreni belli ne de duyanı.
Sonsuz, uçsuz bucaksız bir karanlık...
Bakarsın, bir adım kadar yakın;
ancak bir sonsuz kadar uzak.
Ne görünür ne de varılacak yer belli.
Boyum kaç, kilom kaç, bilemem.
Belki bir zerre kadar küçük,
belki bir evren kadar büyük.
Belki de evren benim, bilemem.
Ben kimim, neyim, bilemem.
Beşer mi, insan mı, bilemem.
Lakin toprak da benim, su da benim;
hava da benim, ateş de benim.
Yaşam var mı, ölüm var mı, bilemem.
Amma doğan da benim, ölen de benim.
Var olan da benim, yok olan da benim;
cennet de benim, cehennem de benim.
İzimi sürme, kendini düşürme acze.
Kimse bilmez benim yerim nerede.
Bilemem; belki gökteyim, belki yerde.
Amma ara derim, belki de bir gönülde.
Kenan’da arama, Tûr-ı Sînâ’da değilim.
Harran’da arama, Mekke’de hiç değilim.
Kıblem yok benim, toprağa dikili taştan;
gönüldür Kâbe’m, ne etten ne duvardan.
Ne sultanım saraylarda
ne de sarayda tebaayım.
Ne hürüm
ne bir efendinin elinde köleyim.
Belki de bir habbeyim,
toprağa düşmüş.
Habbe benim, dal benim,
meyve de benim.
