Mecnun oldum uğruna,
Leyla bunu bildi mi?
Dağları deldim ama
Şirin bunu gördü mü?
Ben ateşlerde yandım,
Aslı da kül oldu mu?
Külümden yarattım kendimi,
sen bunu bildin mi?
Ben kanatlanıp
göklere yükselirken,
sen bana doğru
bir adım attın mı?
Ben deryalara dalıp
incileri ararken,
sen bir damla suyun
kıymetini bildin mi?
Ben geceyi sırtıma alıp
sabaha taşırken,
sen karanlığın içinde
bir kandil yaktın mı?
Ben hasreti lokma lokma
gönlüme katık ederken,
sen bir kez olsun
adımı içinden geçirdin mi?
Ben suskunluğumla
dağları inlettim;
sen bir ahımı
duyabildin mi?
Ben yandım,
kül oldum,
külden yeniden doğdum.
Sen o külde saklı
bir ömrün yangınını
görebildin mi?
Mecnun Leyla’ya düştü,
Ferhat Şirin’e vuruldu,
Kerem Aslı’nın ateşinde kavruldu.
Ben hepsinde
kendi hâlimi buldum;
birinin çölünde kayboldum,
birinin dağında yoruldum,
birinin ateşinde yandım.
Ama ne Leyla’ydı beklediğim,
ne Şirin,
ne de Aslı…
Her hikâyede
sana seslendim.
Sen kendi adını
duyabildin mi?
Ben kendi içimde yandım,
kendi külümden doğdum.
Ve bütün bunların sonunda
sana bir tek bunu sordum:
Ben bu kadar yanarken,
sen beni gerçekten
bildin mi?
